Yavuz Ağıralioğlu Saadet Partisi

Yavuz Ağıralioğlu: Memleketi 2002’deki Şartlara Getirdiniz

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, “Memlekette 2002 sosyolojisi çalışıyor. Anahtar Parti’nin sözüdür. İktidara uyarısıdır. 2002’de geldiğiniz şartlara dönüştürdüğünüz memleketi, 2002’de geldiğinizde çözmek için ne söz vermişseniz çözemediğiniz sorunlar, çözüp yeniden ihlalleriniz, ihmalleriniz yüzünden döndürdüğünüz sorunlar bizim mesuliyetimizdir. Biz, 2002’de Sayın Cumhurbaşkanı’nın çözmeye söz verdiği her sorunu çözeceğiz diye nöbet tutan siyasetçileriz. 100 lirayla 41 litre mazota alınabiliyormuş AK Parti geldiğinde. Şimdi 100 lirayla, 102 lirayla 1 litre. Yani 41 kere maşallah. Hükûmetin 25 yıllık iktidarına 41 kere maşallah diyesimiz oldu. Artık millet bu olana bitene sandıkta konuşmaya hazırlanıyor” diye konuştu.

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ı ziyaret etti. Anahtar Parti ziyaret heyetinde Ağıralioğlu’na; Genel Sekreter Nihal Ağca, STK İlişkileri Başkanı Hayati Çetin ve Eğitim Politikaları Başkanı Prof. Dr. Fatih Yalçın yer aldı. Görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, özetle şunları söyledi:

Sürecin Kaygılı Tarafında Duruyoruz…

“Biz ikinci yılımıza gidiyoruz, hiç seçim görmedik. Bu önümüzdeki dönem Türkiye’de siyasetin kavgayla, dedikoduyla, parti avantajı kullanarak yapıldığı ortamda biz hassasiyet gösteriyoruz. Biz yeni nesil bir siyasal zemine, ilkeyle ölçüyle, siyaset yapılabileceğini terbiyeyle nezaketle muhalefet edilebileceğini, parti münakaşası olmadan da memleketin ufkuna yürünebileceğini milletimize her gittiğimiz kürsüde anlatmaya devam edeceğiz.

Terörsüz Türkiye sürecinin başından itibaren Meclis’e davet edildiği zaman da umut hakkı, terörle mücadele koordinatörlüğü yahut silahsızlanma koordinatörlüğünde görev, statü gibi bu kelimelerin arasına sıkıştırılan, böyle takdim edilen, sonra teröre ayrılmış paraların vatandaşın cebine gideceği, bunun bir bolluk ve bereket sebebi olabileceği şeklinde soslanan sürecin kaygılı tarafında durduk. Biz hâlâ orada duruyoruz. Hükûmet tarafının ‘Biz bunu yaptık, çıkardık mutabakat da büyük ölçüde sağlandı’ falan gibi bir hissiyatı var. 467 rakamı da onlar açısından mühim bir rakamdır ama biz şurada duruyoruz Anahtar Parti olarak. HSK üyelerini milletinize sordunuz. Anayasa Mahkemesi’nin nereye, nasıl bağlı olacağını milletinize sordunuz. Cumhurbaşkanını halk mı seçsin? diye de milletinize sordunuz. Bu da 42 yıldır milletin bizzat kendisinin evlatlarıyla bedel ödediği bir süreç. Şimdi bu sürecin içerisinde evlatları ölenlerin de o bölgede terörün beraberinde getirdiği, tehdit faaliyetlerinin, olağanüstü şartlarının huzursuz ettiği, yaşanamaz hale geldiği, göçmek zorunda kalan, yani bölgede yaşayanın da, bölgede daha rahat yaşansın diye şehit olanın da, geride kalıp gazi olanın da, şehit olanların mezar başında bekleyenlerin de gazi olup hayatının kalanını uzuvları olmadan yaşayanın da, şehit olanların eşi ya da anası babası olanların da koca bir millette şehit olduğuna göre milletin de kendisi karar vermek zorundadır. Yani bölge insanının sesini duyacaksınız, siyasi münakaşanın dışında bölge insanının derdini duyacaksınız. Yorulmuşu, darılmışı, kırılmışı, üzülmüşü, göçmüşü, devletimden alacaklıyım diyeni, devletim beni duysun, ben üzüldüm diyeni herkesi duyacak devlet. Dolayısıyla villa, konut gibi bu tip sözler iletişim mimarisi ise bu, onu o anlamda da çok büyük özensizlik sayıyorum. Çok büyük saygısızlık sayıyorum. Dolayısıyla bu tarafını da meşru görmüyorum. Ya referandum diyoruz yetkiyi tazelemek anlamında ya erken seçim diyoruz ya da milletinize soracaksınız. Niye soracaksınız? Evlatlarını dağda vurmuş olan katilleri entegrasyon falan diye bir parantezin içerisinde konuşuyorsanız evlatları dağda vurulmuşlara soracaksınız. Cezaevinde yatmışlar da çok yatmışları çıkarıyorsanız infaz düzenlemeleriyle hazırlanıyorsanız, mezarlarının başında bekleyenlere soracaksınız. Sormanız lazım.

Bu denetimsizliğin bedeli ne olacak?

Denetim, Türk siyasetinin şu anda en büyük sorumluluklarından biridir. Türk siyasetini milletine sözünü vermesi gereken en mühim sorumluluktan bir tanesi denetimdir. Türkiye’de sistem denetlenemediği için memlekette bu kadar sorunla karşı karşıyayız. Zamanında denetim suistimalin önünü kapatır. Zamanında denetim bozulmayı, çürümeyi önler. Zamanında denetim mağduriyeti önler. Zamanında denetim kaliteyi, standardı belirler. Denetim olmadığı için 25 yıllık bir iktidar sanki iktidara yeni gelmiş gibi memlekette arınma operasyonları yapıyor. Yani 25 yıl iktidarda oluyorsunuz, bugün operasyonda yaptıklarınızın hepsinin kabahat diye işledikleri ne varsa onlar sizin döneminizin denetimsizliğinden bu kadar yük oldu. Onu da unutmamak lazımdır. Bu denetimsizliğin bedeli ne olacak? Bu arada birikimlerini kaybeden insanların ödediği bedel bunların hesabı ne olacak? E temizlendik. Temizlendik böyle olmuyor. Temizlendik seçimde olacak inşallah. Seçimde milletin huzuruna daha iyisi mümkündür diye bir Türkiye ideali koyacağız. Milletimiz teveccüh gösterirse daha iyisini mümkün olduğunu göstereceğiz. 1 kilo buğdayla 1 litre mazot alınan zamanlar vardı. Şimdi 7 kilo buğdayla 1 litre mazot alabiliyorsunuz. 100 lirayla 41 litre mazota alınabiliyormuş AK Parti geldiğinde. Şimdi 100 lirayla, 102 lirayla 1 litre. Yani 41 kere maşallah. Yani hükûmetin 25 yıllık iktidarına 41 kere maşallah diyesimiz oldu. Artık millet bu olana bitene sandıkta konuşmaya hazırlanıyor. Göreceğiz…

Nüfusun 6,5 milyonu avantajlı duruma geçmiş!

Bu kadar sorunu olan memlekette ittifakınızın merkezinde partiler değil, milletin sorunları, dertleri olanlar çözüm bekleyenler, umudu tükenenler, yorulanlar, yitip gidenler, göçmeye gözü gönlü düşenlerdir. Memlekette avantajlı durumda sayabilecekleriniz sadece hükûmet ve cazibe alanına yakın olanlardır. Dezavantajlı grupları sayınca memleketi sayıyorsunuz. Bu kadar milleti dezavantajlı duruma düşüren avantajlılar kim? Yani hesabı, algoritmayı bunun üstüne kurduk. Anahtar Parti şimdi şöyle bir şey sunacak. 86,5 milyonun herhalde 80 milyonu dezavantajlı. Bu 6,5 milyon avantajlı duruma geçmek için bu 80 milyonun hakkını yemiş gibi duruyor. Memleket 2002 sosyolojisi çalışıyor. Anahtar Parti’nin sözüdür. İktidara uyarısıdır. Memlekette 2002 sosyolojisi çalışıyor. Anahtar Parti’nin sözüdür. İktidara uyarısıdır. 2002’de geldiğiniz şartlara dönüştürdüğünüz memleketi, 2002’de geldiğiniz, çözmek için ne söz vermişseniz çözemediğiniz sorunlar, ihmalleriniz yüzünden döndürdüğünüz sorunlar bizim mesuliyetimizdir. Biz, 2002’de Sayın Cumhurbaşkanı’nın çözmeye söz verdiği her sorunu için ‘biz çözeceğiz’ diye nöbet tutan siyasetçileriz. Bunları çözeceğiz dediğimiz sorunların da muhatabı olan şu gün sessiz çoğunluk olarak, kararsız seçmen olarak birinci parti durumuna geçen kütledir. Onlarla ittifaka yürüyeceğiz. O beraberlik içerisinde ilkeleri beraber olanlar, hassasiyetleri beraber olanlar, planları memleketi kalkındırmaya yetecek olanlar memleket için yarın daha iyisi mümkündür iddiasında milletin ufkunda buluşanlar elbette memleketin bu sorumluluk hattında beraber bir şeyler üretebilmeye, millet için beraber alın teri dökmeye de gayret edeceklerdir. Ama biz müstakiliz. Kuruluşumuzdan itibaren de böyle bir kararlılıkla yürüyoruz.

Anayasa’ya Uyacak Siyaset Ahlakına İhtiyacımız Var

Şimdi hükûmetin önümüzdeki dönem bir iletişim tramplenine çevireceğini düşündüğümüz bu Anayasa sürecini biz sorularla göstereceğiz. Yani bu ülkeyi bu hale getirmenize Anayasa mı sebep oldu? Bu memleketteki sorunların sebebi Anayasa mı? Enflasyonun sebebi Anayasa mı? İşte okullar açıldı. Bir okulda her öğrenci başına 20-25 bin lira düşüyor mesela. Bunun sebebi Anayasa mı mesela? En düşük servis, en yakın mesafe servis ücreti 42 bin lira. Anayasa yüzünden mi böyle? Bizdeki bu kadar yüksek faiz Anayasa yüzünden mi böyle? Bizdeki, bu memleketteki demokrasi standartlarımız falan düştü falan diyorsunuz. Lekelenmeme hakkı, soruşturmanın gizliliği, masumiyet karinesi falan bunlar Anayasa’da yok da o yüzden mi biz bunları yaşıyoruz? Memlekette Anayasa’ya rağmen bunlar oluyorsa Anayasa bize lazım, size lazım değil. Size Anayasa’ya uyma ahlakı lazım. Bizim Anayasa’ya ihtiyacımız yok. Bizim Anayasa’ya uyacak bir siyaset ahlakına ihtiyacımız var. Sizin Anayasa’ya uymanızı, yasalara uymanızı bekliyoruz.”