Yavuz Ağıralioğlu: Maskeli Baloya Dönmüş Siyasi Alanı Değiştirmek Zorundayız
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, “Kamplaşmayı reddediyoruz, yüzde 100’e konuşuyoruz. İttifaklar denendi, masalar kuruldu, farklı modeller denendi ama biz artık bu ‘maskeli balo’ya dönmüş siyasi alanı değiştirmek zorundayız. Siyaset, dün söylediğinin tam tersini bugün söyleyebilen bir zemine dönüştü. Bu kadar hızlı ve ilkesiz dönüşleri seçmen kaldıramaz” dedi.
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağırlioğlu, Sözcü TV YouTube kanalında “İpek Özbey İle Öyle Mi Sahiden?” isimli programın konuğu oldu. Gazeteci İpek Özbey’in sorularını yanıtlayan Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu, özetle şunları söyledi:
Siyasi merkezde yalnızca millet var!
“Anahtar Parti bir muhasebe olarak şöyle demeye karar verdi: Partiye, particiliğe itibarın azaldığı bir zeminde, siyasete, siyasetçiye güvenin azaldığı bir zeminde neyle ayağa kalkacaksak, kime yaslanacaksak, kim için mücadele ediyorsak ona yaslanacağız. Dolayısıyla merkeze milleti koyacağız. Eski alışkanlıkların tamamının dışına çıkıp 51-49 dikotomisini bozacağız; yüzde 100’e yürüyeceğiz, 86 milyon diyeceğiz. Kimlik kavgasından yorulmuş halka kimlikli siyaset yapacağız ama kimlik dayatmayacağız. Değerler üzerinden çatışmadan yorulmuşsa değerli siyaset yapacağız ama değerler üzerinden bilek güreşi yapmayacağız…
Utandıran Sorunlar Ve Vaat Listeleri…
Yavuz Ağıralioğlu ve arkadaşları, Sayın Cumhurbaşkanı’nın AK Parti’yi kurarken saydığı sorunların hepsini tek tek sayarak 2024 yılında parti kurdu. İki yıldır bu sorunları çözme vaadiyle yürüyor. Ben, Türk milletinin evlatlarının parti kurup sürekli enflasyonu düşürmeye çalışmasından utanıyorum. Parti kurup sürekli işsizliği çözmeye çalışmasından utanıyorum. Adalet vaat etmesinden utanıyorum. Devletin malını yemeyeceğiz diye parti kurmalarından ve bunu vaat etmelerinden utanıyorum. Ayıp diye bir şey var! Koca bir millet, koca bir tarih, ihtişamlı bir mazi… Kudretli devletler kurmuş bir milletin karşısına 2026 yılında çıkıyorsunuz ve ‘devletin malını yemeyeceğiz, ihalelere fesat karıştırmayacağız, nepotizm yapmayacağız, yetimin hakkına el sürmeyeceğiz, partili partisiz ayırmayacağız’ gibi sözleri vaat diye sunuyorsunuz. Bunlar bir milletin zaten var olması için gerekli olan şeylerdir. Benim vaat listem aslında Türk milletinin varlığıyla ilgili temel unsurlardır. Adalet yoksa Türk milleti var mıdır? Ahlak yoksa var mıdır? Tasarruf yoksa var mıdır? Haramla, yalanla her şey birbirine karışmışsa bir millet ayakta kalabilir mi? Şimdi ben bunları vaat ediyorum. Ama dönüp baktığımda bu bir vaat listesi değil, milletimize verdiğiniz sözleri tutamamışlığınızın alametidir. Bu bir utanç listesidir. Bizim milletimizden özür dileyerek başlamamız gerekir.
Türkiye’de ortalama siyasi döngü 20-25 yıl sürüyor. Bir evladımızı seçiyoruz bizi kurtarsın diye, sonra ondan kurtulmak için başka bir evlat arıyoruz. Bu tekrar artık can sıkıcı bir tekrar. O yüzden bir sistemle buluşmak zorunda olduğumuza inanıyorum. Büyük olan milletimizdir. Biz büyük milletin evlatlarıyız. Büyük siyasetçi olmak zorunda değiliz; terbiyeli siyasetçi olmak zorundayız. Anahtar Parti’nin farkı budur. Ben karizmatik liderlik, kudretli siyaset gibi arayışların peşinde değilim. Bu heveslerin memleketi nereye getirdiğini görüyorum. Bizim şimdi yapmamız gereken; Türk milletinin büyük potansiyeline yürümektir. Devletin potansiyelini yeniden ayağa kaldırmaktır. Bu yüzden ümitliyiz. Siyasi menfaat, devlet menfaatinin önüne geçmiştir. Bu yüzden doğru insanlar yerine uygun görülen insanlar tercih edilmektedir. Bu yüzden sorunlar çözülmemektedir. Anahtar Parti olarak sadece kendi kadromuza bakmıyoruz. Bu memlekette liyakatli, namuslu kim varsa hepsi bu milletin evladıdır ve hepsi bu ülkenin potansiyelidir.
Seçmen Temkinli Çünkü Hayal Kırıklığına Uğratıldı…
İttifaklar şu an kaçınılmaz görünüyor. Ancak biz bu alana sıkışmaktan yorulmuş seçmenin alternatifi olmak istiyoruz. Bu nedenle ne AK Parti ne CHP diyoruz. Kamplaşmayı reddediyoruz, yüzde 100’e konuşuyoruz. Daha önce ittifaklar denendi, masalar kuruldu, farklı modeller denendi. Ama biz artık bu ‘maskeli balo’ya dönmüş siyasi alanı değiştirmek zorundayız. Siyaset, dün söylediğinin tam tersini bugün söyleyebilen bir zemine dönüştü. Bu kadar hızlı ve ilkesiz dönüşleri seçmen kaldıramaz. 161. parti olarak kurulduk şu an beşinci partiyiz. Bugün geldiğimiz noktada baraj problemi olmayan bir parti haline geliyoruz. Bu da oyunun kurucu aktörlerinden biri olacağımız anlamına gelir. Seçmen geçmişte yaşadığı hayal kırıklıkları nedeniyle temkinli davranıyor. Yeni oluşumlara karşı mesafeli duruyor. Bu çok anlaşılır bir durum. Bu güveni yeniden inşa etmek için bizim önce bu eşiği aşmamız gerekiyor. Anahtar Parti artık daha fazla duyulan, söyledikleri dikkate alınan bir parti haline geliyor. Bu da siyasete duyulan güvensizliği azaltabilecek bir zemin oluşturuyor. Bu yeni merkez, Türkiye’de siyasetin yeni umudu olmalıdır.
Milliyetçilik Tarifi De Değişti…
Merkez dediğimiz şey artık sağ ya da sol merkez değildir. Merkezinde millet olan, yönetim kapasitesi güçlü bir anlayıştır. Yüzde 50+1 sistemi, küçük oy oranlarına sahip yapıların büyük etkiler oluşturduğu bir yapıya dönüşmüştür. Bu da siyaseti ilkesizliğe itmiştir. Kazanmak için her yolun mübah görüldüğü bir ortam oluşmuştur. Ben ülkücü bir gelenekten geliyorum. Zor dönemler yaşadık. 90’lı yıllarda kimlik kavgalarının içinde büyüdük. Okullarda ideolojik çatışmaların olduğu bir ortamda yetiştik. Bugün dönüp baktığımızda, bu kavgaların hiçbir fayda üretmediğini görüyoruz. Ben milletime, Orta Asya’dan buraya gelen bütün devletleri Türk devleti olarak görüyorum. Ama Türk milliyetçiliğinin artık parmak sallamaktan, bağırmaktan, güvenlik endişelerine iyi gelmekten daha büyük sorumlulukları olduğunu idrak ettim. Çevreye duyarlı olan milliyetçilik istiyorum. Irmaklarının kirlenmesinden kanına enfeksiyon bulaşmış gibi sorumluluk duyan bir milliyetçilik diyorum. Parasının değersizliğinden mahcup olan bir milliyetçilik. Ormanlar yanınca kendisi yanmış gibi hisseden milliyetçilik. Çocukları beyin göçü ile verince, vazifesini yapmıyor diye kahrolan bir milliyetçilik.
Diplomam gerçek; ıslak imzalısı da var!..
Keşke yapmasaydım dediğim şey şu; Mekteb-i Mülkiye mezunuyum. Okul mesaim çok olmadı benim. Uluslararası ilişkiler mezunuyum. Kariyer yapmak isterdim. Ama cemiyetçilik hayatımız erken başladı. O zaman okula düzenli gidemedik. Benim hayatımdaki en büyük keşkem; düzenli öğrencilik yapamamak ve okulda akademik olarak ilerleyememekti. Yani okulu mütekâmil bir öğrenci olarak bitirmekti. Bunu yapamadım. İçimde ukde kaldı. Ama diplomam gerçek, ıslak imzalısı da var!..
“Anahtar parti hızla örgütlendi çünkü 35 yıldır cemiyetçilik yapıyorum…”
Anahtar Parti’nin parasını vererek yaptırdığı bir tane anket yoktur. Kurulduğumuz günden bugüne kadar yapılmış hiçbir anketle para ilişkimiz yoktur. Kendimiz için yaptırdığımız tek bir anket yoktur. Bu anketlerin hiçbirisi bize ait değildir. Ne parasını verdik ne de ‘şunu da sorun’ diye bir çalışmanın içine girdik. Hiçbir bilgimiz yok. Ama siyaseti polemiğe çevirmeyi çok sevmem. Siyaseti biraz terbiyeli yapmak lazımdır. 81 vilayette örgütlendik. Bu bir buçuk yılda olan bir şey değil. Ben 35 yıldır cemiyetçilik yapıyorum. Bugün çıktığım kürsülere 35 yıldır çıkıyorum. Bilecik’te 32 yıl önce ne söylediysem bugün de aynısını söylüyorum. Dolayısıyla siyaseti belediye imkânlarıyla yapınca; oradan öyle görünüyor olabilir. 400 bin liralık evlerde oturunca Anahtar Parti’nin haysiyetli mücadelesini de parayla yapıyorlar falan zannına düşebilirler. Ben arkadaşlarımın gece gündüz kazandıklarından vererek, çalıştıklarından artırarak, biz de milletimize borçluyuz duygusuyla yaptıkları fedakârlıkların böyle azgın bir şahsi kariyer hesaplarına meze edilmesine razı olmam! Ben böyle şeyleri sevmem. Siyasi üslup, terbiye, birazcık bu burada nerede duracağını bilmelidir.
“Lütfü bey siyasi münakaşa yapabilir ama iftira ayıptır”
Biz uzun süre beraber çalıştık Lütfü Türkkan Bey ile. Lütfü Bey de ithamlara maruz kalarak kurulmuş bir partinin kurmayıdır. Yani ‘nereden geliyor bu paranın kaynağı’ gibi bir suçlamaya İYİ Parti’de biz beraber maruz kaldık. Buna beraber cevap verdik. Dolayısıyla iftiralara maruz kalmanın ne demek olduğunu bilen birinin bu kadar kolay iftiraya heves etmemesi lazımdır. Lütfü Bey siyasi münakaşa yapabilir. Soru sorabilir. Diyebilir ki, nasıl örgütlendiniz kardeşim? Orada zaten kötü bir şey dememiş. Başında demiş ki, bunu ispatlasınlar özür dilerim demiş; inşallah onun özür dileyeceği günler gelecektir. Yani bir değerlendirmede bulunmuş. Sonrasında herhalde millet böyle beni savunma duygusuyla bir şeyler yazınca ona kızıp ondan sonra da o bir şeyler yazmış. Ben kişi kendinden bilir işi demeyi hiç sevmem dedirtiyorlar bana. Bir kuruş… Bir kuruş yani. Dolaylı, direkt ya da endirekt. Devletle teması olan biri değilim. Ayıp bir şey de değildir yani yaparsınız, helalinden yapabilirsiniz. Ama benim yoktur. Sonra belediye, ihale ile ilgili söyledikleri ne onun siyasi tecrübesine, ne de yol arkadaşlığı yaptık; arkadaşlığımıza, ne maruz kaldığımız iftiralara cevap verirken taşıdığımız duyguya yakışmaz. Çok ayıptır bu. Der ki nereden geliyor, buradan geliyor, siyaset yapacak. Bunları yapabilir, cevabını veririz. İkna olur olmaz, kendi bilir. Ama iftira yakışmaz. Niye yakışmaz? En iyi o bilir. Ayıptır yahu. Arkadaşlarımın üstüne böyle kimse gölge yapamaz benim. Ben milletime borçluyum diye bir siyasi mücadele başlattım. Benim bulduklarımı bulamamış herkese borçluyum diye duyguyu taşıyorum ve onu şöyle ifade ettim parti kurarken. Milletimize, devletimize borçluyuz biz. Borcumuzu ödeyeceğiz. Biz bu dünyaya istiflemeye, yığmaya gelmedik. Benim parolaya dönüştürdüğüm bu söz Anahtar Parti’nin örgütlenme parolasına döndü. Anadolu’nun her yerinde 720’den fazla teşkilatımız var bizim. Hepsi de gürül gürül teşkilatlar. Hepsi de pırıl pırıl alınlarının helal teriyle kazanmış parayla açılmış teşkilatlar. Arkadaşlarımın iradesinin üstüne hiç kimsenin gölge yapmasına müsaade etmem.
Hiçbir tarafında olmadığım süreç bana neden döndü?
Millet İttifakı kuruldu, Altılı Masası kuruldu. Masanın da en kuvvetli ikinci partinin üyesiydim, ayrıldım. Bu ayrılma süreçlerinde Ata İttifakı’nın adayı olarak Sinan Oğan ilan edildi. Sinan Bey, Zafer Partisi’nin lokomotif olduğu denklemde Ata İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildi. Şimdi orada şöyle bir problem var. Yani bana dönmesini doğru bulmadığım bir alan var. Cumhurbaşkanı adayı olarak çıkarıyorsunuz, diyorsunuz ki 86 milyona ‘Siz buna emanetsiniz. Biz uygun gördük, sizi bu taşıyacak.’ Bir parti olarak bir öngörüde bulunuyorsunuz. Diyorsunuz ki, biz öyle bir adam çıkardık ki… Sizi taşıyacak bu. Devleti, milleti, kapasitenizi, her şeyinizi taşıyacak. Ne bekliyorsanız, beklentilerinizi bu karşılayacak. Sizin milletinize layık gördüğünüz, beklentilerini karşılayacak dediğiniz insanla ilgili öngörünüz 15 gün sürmüyor. Aday ediyorsunuz, 15 gün sonra adaylıktan ricat ediliyor. Bu öngörüsüzlüğün hesabını niçin Yavuz Ağıralioğlu veriyor? Adayı siz çıkarıyorsunuz, çekilme sürecindeki pazarlık sizin. Recep Tayyip Erdoğan ile pazarlık yapan sizsiniz. İkiniz beraber hareket ediyorsunuz. Sonra süreç içinde ‘o aldı, ben alamadım’ tartışmaları ortaya çıkıyor. Bir taraf ‘bakanlık istedi’ diyor, diğer taraf ‘Tayyip Bey vermedi’ diyor. Ardından Kemal Bey’e gidiliyor, Kemal Bey ile protokol yapılıyor. Gizlilik anlaşmaları imzalanıyor, sonra bunlara da riayet edilmiyor ve açıklamalar yapılıyor. Yavuz Ağıralioğlu, AK Parti’ye gidecek diyenlerin hepsi AK Parti’ye gittiler bu arada. Bir kısmı CHP’ye gitti. Bana böyle diyorlardı, 5 yıl ensemde boza pişirdiler. Cumhurbaşkanı adayları AK Parti lehine çekildi. Kendileri AK Parti’den bakanlık istedi. Pazarlık ettiler, alamamışlar. Bu süreçte konu nasıl bana geliyor? Ben hiçbir tarafında olmadığım bir denklemde, hesabı benden sorulan kişi haline geliyorum. Bu kabul edilebilir bir durum değil.”
