Yavuz Ağıralioğlu: Gençler Size İhtiyacımız Var!..
Bilkent Üniversitesi’nde öğrencilerle buluşan Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, “Yurdu terk etmek isteyen ya da terk eden arkadaşlarımıza sesleniyorum: Hakkınızdır ama geri gelin! Borçlu olduğunuz bir vatanınız, beraber düzeltmek zorunda olduğumuz ve size ihtiyaç duyan bir memleketimiz var. Gidenlerin geri dönmesi, kalanların ise daha cazip şartlarda yaşaması için mücadele edeceğiz.” dedi.
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Bilkent Üniversitesi’nde İnovasyon ve Araştırma Topluluğu’nun konuğu oldu. Moderatörlüğünü Topluluk Başkanı Etka Eryılmaz’ın yaptığı söyleşide gençlerin sorularını yanıtlayan ve gündeme yönelik açıklamalarda bulunan Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu, özetle şunları söyledi:
“Kurumların önemi büyüktür. Sistem de ancak güçlü kurumlarla ve kurallarla çalışabilir. Doğru sistem; kim gelirse gelsin, kim giderse gitsin işleyişin bozulmadığı, hatta gelenin ve gidenin standartlarının belirlendiği bir yapıdır. Böyle bir sistemde hiç kimse ‘Ben gidersem mahvoluruz’ ya da ‘Beni seçmezseniz yıkılırsınız’ diyerek milleti tehdit edemez. Avrupa’da bazen hükümetlerin uzun süre kurulamadığını görüyorsunuz ancak insanların yaşam standartları hiç bozulmuyor. Siyasetin hükümet kurma fırsatı veremediği şartlarda dahi ne enflasyon oluyor ne de yönetim bozuluyor; çünkü sistem tıkır tıkır çalışıyor. Bizim tam da böyle bir yapıya ihtiyacımız var.
Kariyerin Önceden Planlanabildiği Bir Türkiye…
Anahtar Parti’nin temel iddialarından biri, kurumlar devletini inşa etmektir. Kurumların ve kuralların ne yapacağının önceden bilindiği, öngörülebilir bir yönetim sunacağız. Bu öngörülebilirlik sayesinde, üniversiteye giren bir genç tercih ettiği bölümün kendisine ne kazandıracağını bilecek, mezun olduğunda kariyerini planlayabilecektir. Hakkınızın yenmeyeceği, kariyerinizi ve hayatınızın geri kalanını öngörebileceğiniz bir memleket ancak kurumların güçlü, mekanizmaların ise hesap verebilir olduğu yerlerde mümkündür.
Parlamenter sistemin yerine ikame edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, bir insanın bu kadar kudretli olmasına ve devletin bir kişinin tasarruflarına açık hale gelmesine yol açmıştır. Türk milletini bu kadar hudutsuz ve kontrolsüz bir güç karşısında asla yalnız bırakamayız. Bu süreçte akademi, bürokrasi, meslekler, sivil toplum, basın ve iş dünyası yıkıldı. Toplumun şahsiyet omurgası kırıldı; dalkavukluk kurumsallaştı, sadakat ödüllendirilirken liyakat yetim kaldı. Yanlış görülen şeye rızık endişesiyle itiraz edememek, haksızlığa karşı susmak ve yanlışı alkışlamak zorunda kalmak zincirleme bir şahsiyet bozulmasına yol açtı. Kariyerli insanların münasebetsizce yağcılık yaptığına, makam sahibi kişilerin suskun kaldığına şahit oluyoruz.
Türk milletinin en büyük gücü insanı, en büyük fırsatı ise zamanıdır. İnsanı ve zamanı doğru yönetebilme gücünün adı siyasettir. Siyaset dediğimiz şey budur. Bu iki gücü doğru yönetme maharetinin adı devlettir. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve geçmişteki tüm başarılarımızın sırrı, insanı doğru anlayıp zamanla buluşturabilmektir. Mevcut sistem ise insanı eziyor, zamanı israf ediyor ve şahsiyete pusu kuruyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tüm milletin fıtratına, şahsiyetine kurulmuş bir pusudur. Şahsiyetini kaybetmiş bir milletin eline geçecek zenginliğin hiçbir faydası olmaz. Bu yüzden biz buna ‘şahsiyet siyaseti’ diyoruz. Bilek güreşi yaparcasına değerler ve kimlikler üzerinden kutuplaşmaya gerek yok; farklılıklarımızı zenginliğe dönüştürmek zorundayız. Kendi gibi olmayana parmak sallayan bu siyasal alan milletimize yapılmış bir kötülüktür. Siyaseti normalleştirmeli, akademisyenin, esnafın ve memurun korkmadan doğruyu savunabileceği alanlar inşa etmeliyiz.
Memleketi Liyakatli Şöhretsizler Kurtaracak…
Parti kadrolarımızda liyakatli ancak kamuoyu tarafından henüz tanınmayan, ‘şöhretsiz’ diyebileceğimiz çok kıymetli hocalarımız ve uzmanlarımız var. Prof. Dr. Recep Kök var, Prof. Dr. Selma Yel, Prof. Dr. Fatih Yalçın, Prof. Dr. Oğuz Sadık Aydos, Prof. Dr. Mehmet Zeki İşcan, Prof. Dr. Özcan Güngör var partimizde. Çevre, Şehircilik, Afet ve Su Politikaları Başkanımızı Emine Küçükali Gürkök, Aile ve Sosyal Politikalar Başkanımız Merve Kır Müftüoğlu ile Kültür, Sanat ve Turizm Politikaları Başkanı Hakan Tanrıöver de burada.
Modern siyaset ekran yüzlerini ve popülariteyi sevse de biz liyakati esas alıyoruz. İnsanlar yanımızda şöhretli isimler görmek istiyor olabilir ancak bizim arkadaşlarımız memleketin sorunlarını çözerken şöhretlenecekler. Kimisi eğitimi, kimisi ekonomiyi, kimisi de hukuku ayağa kaldırırken milletin gönlünde yer edinecek. Bu memleketi bugünkü haline ‘şöhretli’ siyasetçiler getirdi; şimdi ise liyakatli ‘şöhretsizler’ kurtaracak.
Siyaset, bu dengeyi kurma sanatıdır; yoksa ‘Ben geleyim, bir şeyler deneyeyim’ deme yeri değildir. Milletimiz deneme tahtası değildir. Sayın Cumhurbaşkanımız, John Maynard Keynes’i mezarında ters çevirecek denemeler yaptı; ‘Faiz sebep, enflasyon sonuçtur’ diyerek bir kumar oynadı. Siyasetçilerin deneme hakkı olabilir ancak biz artık bu kadar pahalı denemelere razı olamayacak kadar tükendik. Bu maliyeti karşılayacak gücümüz kalmadı. Hukuk, ekonomi disiplini, enflasyonun sebepleri ve terörün tanımı dünyanın her yerinde bellidir. Bilimin ve aklın emrettiklerini yapmak varken, yeni maceralara atılarak milleti yormaya hakkınız yok.
Planlama kapasitesini çok önemsiyorum. 86 milyon nüfusumuz, üç tarafı denizlerle çevrili topraklarımız, genç potansiyelimiz ve üretim imkânlarımız belli. İthalat bağımlılığımız ve ihracat kapasitemiz de ortada. Mesele, bu kapasiteyle ne kadar zenginlik ve konfor üretebileceğimizdir. Bugün kişi başına düşen milli gelirimiz ve üretim bandımız hak ettiğimiz seviyede mi? Hayır. Bundan çok daha fazlası mümkündür ve bu ancak doğru bir planlamayla başarılabilir. Hedefimiz; 5 trilyon dolar gayrisafi milli hasıla 50 bin dolar kişi başı gelir ve cari açıktan kurtulmuş bir kalkınma perspektifidir. Dünyayla rekabet eden saygın üniversiteler, mezunlarının mezun olmadan kariyerinin önceden planlandığı bir üretim yapısı ve girişimciliğin merkezi olan bir Türkiye hayal ediyoruz. Gençlerimizin durumunu görüyoruz; beyin göçü ortada, gitmek için fırsat kollayanlar veya kalmak zorunda olanlar ortada. Size kalan mirasın, bize kalandan daha iyi olması için mücadele ediyoruz. Kaynaklar doğru yönetilemediği, eğitimden hukuka kadar her alan plansız bırakıldığı için bugün gençlerimiz ‘acaba gitsek mi?’ diye düşünüyor. Sizin bu öngörülemezliğinize son verecek ciddi bir envanter sayımına ve milli bir seferberlik duygusuna ihtiyacımız var.
Yurdu terk etmek isteyen ya da terk eden arkadaşlarımıza sesleniyorum: Hakkınızdır ama geri gelin. Borçlu olduğunuz bir vatanınız, beraber düzeltmek zorunda olduğumuz bir memleketimiz var. Gidenlerin geri dönmesi, kalanların ise daha cazip şartlarda yaşaması için mücadele edeceğiz. Doğru yönetmek için doğru ölçmek gerekir; ancak Türkiye İstatistik Kurumu ve Türk Standartları Enstitüsü gibi kurumlarımızın ölçü birimleri bozuldu. Hükümet kendini iyi hissetmek için rakamlarla oynuyor. Önce yanlışı göreceğiz, doğru ölçeceğiz, sonra düzelteceğiz.
Plansızlığın Bedeli…
Türkiye, dünyanın en pahalı coğrafyasında oturuyor. Biz bin yıldır ateş çemberindeyiz; bu yeni bir durum değil. Bugün ‘etrafımız ateş çemberi’ diyerek siyaset yapanlar, dün İran-Irak savaşı varken de aynı silahların bölgeye aktığını unutmamalı. PKK’ya bugün silah verenler, dün Saddam’a veriyordu. Biz 90’larda Kandil’de altı ay kalan, sınırımıza dayanan yüz binlerce mülteciyi konteyner kentlerde ağırlayıp savaş bitince evine gönderen bir devlettik. Şimdiki hükümet ise ‘6 ayda nasıl olsa giderler’ tembelliğiyle sınırda yapamadığı planlamayı, güzelim şehirlerimizi, İstanbul’u, Bursa’yı, sahillerimizi birer ‘konteyner kente’ çevirerek millete ödetti. Plansızlığın bedeli işte budur.
Abd Suriye’de; Türkiye’ye ‘Ne İşin Var?’ Diye Soruyorlar!
Evet, Afrika’da bayrak göstermek, Türk devletinin varlığını her yerde hissettirmeye çalışmak moral vericidir, iyidir. Ama yetmez! ABD Suriye’ye, Rusya her yere, İngiltere Musul’a gelirken kimse ‘Sizin burada ne işiniz var?’ diyemiyor. Türklere bir yere gittiğinde ‘Burada ne işiniz var?’ diye sorulabiliyorsa, orada bir kudret eksiği vardır. Bu soruyu sordurmayacak bir devlet kapasitesi lazımdır bize. Bunu demek için de borç batağında olmamak, üniversiteli gencini işsiz bırakmamak, markalar üretmek zorundasınız. Şatafata, israfa ve debdebeye kurban edilen milli bütçelerle ancak hamaset yapılır.
Anahtar Parti, önümüzdeki dönem sizin hayatınızı planlayacağınız dönemin memleket hizmetini görmeye çalışan partisidir. Beraber memleketi ayağa kaldırabiliriz. Bulduğumuzdan daha iyisini bulasınız diye gayret edeceğiz. İnşallah tebessümlü, güzel ve huzur içinde yaşayacağınız bir memleketi size kurarız.”
