Yavuz Ağıralioğlu: Bm Dünyayı Nasıl Yönetiyorsa Ak Parti De Memleketi Öyle Yönetmektedir
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı AK Parti üzerinden şunu yaşadığımızı görsün: BM dünyayı nasıl yönetiyorsa AK Parti de memleketi öyle yönetmektedir. Bizim övgüden, iltifattan ve konuşmaktan ziyade sonuç alabilme kabiliyetine ihtiyacımız vardır. Biz Türk milletiyiz; dünyanın neresinde bir mazlum çığlığı varsa onun bir adım gerisindeyiz. Varlığımız, dünyada zulmetme hevesinde olan herkes için tehdittir. Biz zalimin karşısında dururuz; zalim bilir ki bir gün bir yerden bir Türk gelebilir. Varlığımız, şanımız ve şerefimiz buradadır. Biz bir alçağı durduramadık; konuşarak durduramayacağımızı anlamamız lazımdır” dedi.
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Gaziantep’te halk buluşması öncesi düzenlenen basın toplantısında gazetecilerle bir araya gelerek açıklamalarda bulundu.
Genel Başkan Ağıralioğlu, özetle şunları söyledi:
Hükûmet Sorunları Aynileştirdi
“Hükûmetin zenginlikte bir eşleşme, konforda bir eşitlik sağlama, bölgesel farklılıkları ortadan kaldırıp Türkiye’de gelir gider adaletsizliğini ve zengin fakir ayrımını giderme mesuliyeti vardı. Hükûmet bunlarda bir eşitlik sağlayamamış ama sorunlarda bir eşitlik sağlamış, kabul ediyorum. İnanın buna; Trabzon’un sorunuyla Gaziantep’in sorunu, Yozgat’ın sorunuyla Hakkâri’nin sorunu, Artvin’in sorunuyla İzmir’in ve Muğla’nın sorunu aynı. Madde bağımlılığından şikâyet, kalifiye eleman açığından şikâyet, arazi tahsislerindeki plansızlıktan şikâyet, organize sanayi bölgelerindeki verimsizlikten şikâyet, vergi yükünden şikâyet, cezalardan şikâyet, kontrolsüzlükten ve bürokrasiden şikâyet o kadar aynileşmiş ki Yozgat’ta organize sanayi bölgesine gittiğimde duyduğumla burada organize sanayi bölgesine gittiğimde duyduğum şey aynı. O yüzden sorunlarda bir aynilik sağlamışlar. Memleket bu kadar büyük potansiyeli varken ekonomik kriz duygusu ve mazeretlerle yönetiliyor. Anahtar Parti’nin şöyle bir hassasiyeti var: Memlekette ekonomik kriz yok, memlekette siyasi kriz var. Memleket yönetilemiyor, yönetilemediği için ekonomik kriz var.
Suriye’de Bir Restorasyon Başlamışsa Bundan En Çok Pay Alması Gereken Şehir Gaziantep’tir
Burası Gaziantep, 14 sene Suriye’nin büyük yükünü çeken şehirlerimizden birisidir. 14 sene bu yükü çektik; şimdi Suriye’de bir restorasyon başlamışsa bundan en çok pay alması gereken şehir Gaziantep’tir. 14 yıllık gösterdiğimiz hamiyetin bir karşılığı olarak değil, bir hakkı olarak Ticaret Bakanlığı Suriye’nin restorasyon sürecinde çok ciddi bir pozisyonla yer almalıdır. Nakliye şu anda dünyada ticaretin en mühim maliyeti hâline gelmiştir. Suriye 50-60 kilometre mesafededir. Bu mesafede olmanın bütün avantajını Gaziantep, Suriye restorasyonundaki ticaretten en büyük payı alarak değerlendirmelidir. 14 sene Suriye’nin yarısına bakmışız. Şu anda Suriye’nin üçte biri bizde, oradaki Türkmenleri de katın. Bu kadar mevzunun içinde bedel ödeyen taraf biziz. Şimdi Suriye’de Arap Ligi üyesi ülkeler ticarette avantajlıyken bizim avantajımız yok.
Memlekette Yönetim Krizi Vardır; Anahtar Parti Bu Yüzden Kurulmuştur
Dün sanayicilerimizle de konuştuk, söylediklerini kaydettik. Destek istiyorlar. Ayakta kalmak için vergi avantajı istiyorlar, istihdama kolaylık istiyorlar, SSK yükünden kurtulmak istiyorlar. Mesela burada fıstık üreticisini zora düşüren kimdir? Geçen senenin maliyetleriyle bu senenin maliyetlerini hesaba katmak zorunda olan kimdir? Aynı fiyata fıstık veriyorsunuz; aynı fiyata mazot alabiliyor musunuz, aynı fiyata işçi çalıştırabiliyor musunuz, aynı girdi maliyetleriniz var mı ki aynı fiyata satışı makul görüyorsunuz? Memlekette yönetim krizi vardır; Anahtar Parti bu yüzden kurulmuştur.
Ak Parti 600 Milletvekili De Alsa Memleketi Düzeltemez Noktaya Gelmiştir
Siyasetin artık AK Parti’ye karşı güç birliği yapmaktan daha mühim sorumlulukları vardır. Siyasetin gündemi AK Parti’ye karşı güç birliği değil; yolsuzluğa, yoksulluğa ve adaletsizliğe karşı güç birliğidir. Devletin ve cumhuriyetin taşıyıcı kolonları hasar almaktadır. Millî bünyemize karşı birtakım teşebbüsler vardır; asıl güç birliği millî bünyemizi korumaya karşı yapılmalıdır. Çocuklarımızın hayalleri bu memlekette artık yeşeremez hâle gelmiştir; beyin göçü veriyoruz, 165 bin evladımız yurt dışına gitmiştir. Çocuklarımızın hayallerini bu topraklara bağlamak için güç birliği lazımdır. Üretici ürettiğinin hakkını alamıyor, ürün tarlada kalmış, çiftçi ekmekten vazgeçmiştir. Çiftçilik yaş ortalamamız 59’a çıkmış, yeraltı sularımız 29 metreye düşmüştür. Yani memleketimiz hem çölleşmekte hem de ekimden dikimden vazgeçecek kadar kahırlı hâle gelmektedir. Çiftçiyi kurtarmak için güç birliği lazımdır. Emekli 25 bin lirayla yaşamak zorunda kalmıştır; emekliyi hak ettiği şartlarda yaşatmak için güç birliği lazımdır. Nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizi milletimize anlatacağız. Sonra diyeceğiz ki mevzu artık AK Parti değildir. Tayyip Bey’in artık siyasi kulvarda rekabet ettiğimiz hatta karşımızda olduğuna bile inanmıyorum. Yani Tayyip Bey’in rakibi biz değiliz, o da bizim rakibimiz değildir. AK Parti’ye karşı ‘onları yenelim, bir an önce halledelim’ fikrinden daha mühim bir sorumluluk hattına çekilmek zorundayız. Dünya büyük bir türbülansın içindedir, sınırlarımızda savaş vardır. Memleketimizin önümüzdeki döneminin bundan çok daha ağır şartlarda geçeceğine dair ciddi sinyaller bulunmaktadır. Sınırlarımıza kadar gelmiş savaşın eşiğinde parası pul olmuş bir ekonomimiz, hazinesi boş bir memleketimiz, ambarları doldurulamayan bir ülkemiz vardır. Gıda güvenliği gibi bir mecburiyetimiz bulunmaktadır; çocuklarımız ne yediğini bilmemektedir, kanser hattında bir memleket vardır. Ağzına kadar dolu hapishaneler, dolu hastaneler ve madde bağımlılığının pençesinde evlatlarımız vardır. AK Parti 600 milletvekili de alsa memleketi düzeltemez noktaya gelmiştir. Önümüzdeki seçimi değil, 10 seçim daha alsa memleketi düzeltemez bir yerde durmaktadır. Yani AK Parti’nin sorunu muhalefete yenilmek değil, memleketin sorunlarına yenilmektir. AK Parti’nin sorunu güçsüzlük değildir; şu anda 600 vekillik gücü vardır ama gücüne rağmen yapamamaktadır. Dolayısıyla mevzumuz AK Parti değildir. Mevzu, Türkiye’nin büyük potansiyelini ortaya çıkarabilecek bir akla sahip olmaktır.
Bm Dünyayı Nasıl Yönetiyorsa Ak Parti De Memleketi Öyle Yönetmektedir
Netanyahu bir alçaktır, soykırımcıdır. İnsanlığın son dönemde şahit olduğu böyle bir alçaklığı aynı dönemde yaşamak bizim utancımız olmuştur. Yani gözümüzün önünde yüz binlerce insanı katleden bir caniyle aynı dünyada oksijen solumak zorunda kalmak bizim için utançtır. Cumhurbaşkanımıza da Türk milletinin kılına da kem söz edemez. Cumhurbaşkanımızın BM’deki konuşması çok veciz bir konuşmadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başkanı’nın dünyanın gözünün içine baka baka böyle haykırması kıymetlidir; ‘Dünya beşten büyüktür‘ sözü kıymetli bir sözdür. Farklı seslerin duyurulmadığı, 5 devletin keyfine kalmış bir dünyada huzur olmayacağına dair ikazların hepsi çok esaslıdır. Türk Devlet Başkanı’nın böyle bir ikazda bulunması, mazlum milletlerin sözcüsü ve çığlığı olması çok kıymetlidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın BM’de söylediklerinin hepsini Türkiye için de istiyorum. Yani farklı seslerin duyurulmasını, bir kişinin ya da beş kişinin yetkisine kalmış dünyada olduğu gibi bir partinin yetkisine kalmış memlekette de şeffaflık, denetleme ve hesap verilebilirlik mekanizmalarının işletilmesini istiyorum. Türkiye’de de böyle bir otoriterleşme ve yönetimde keyfilik vardır. Sayın Cumhurbaşkanı AK Parti üzerinden şunu yaşadığımızı görsün: BM dünyayı nasıl yönetiyorsa AK Parti de memleketi öyle yönetmektedir. Bizim övgüden, iltifattan ve konuşmaktan ziyade sonuç alabilme kabiliyetine ihtiyacımız vardır. Biz Türk milletiyiz; dünyanın neresinde bir mazlum çığlığı varsa onun bir adım gerisindeyiz. Varlığımız, dünyada zulmetme hevesinde olan herkes için tehdittir. Biz zalimin karşısında dururuz; zalim bilir ki bir gün bir yerden bir Türk gelebilir. Varlığımız, şanımız ve şerefimiz buradadır. Biz bir alçağı durduramadık; konuşarak durduramayacağımızı anlamamız lazımdır. Netanyahu’nun dünyada Türk Devleti var, bunlara ne yapacağım? demesi gerekirdi. Arkadaşlarımız Cumhurbaşkanımıza iltifat ediliyor diye seviniyor. Cumhurbaşkanımızın iltifat ettiği ikinci kişi kimdir? Trump’tır. İkinci iltifatı kime yapıyor? Netanyahu’ya. Yani Trump en çok iltifatı Cumhurbaşkanımıza yapıyor, peşinden de Netanyahu’ya yapıyor. Netanyahu’nun yaptığı katliamın bütün lojistiğini ve silah tedariğini Trump sağlamaktadır. Yani sizi övdüğü için memnun olmamanız gerektiğini düşünüyoruz.
Türkmenler nerededir? Türkmen varlığı niçin hukukileşemiyor?
Biz Suriye’nin yarısından fazlasını himaye eden, nezaret eden, orada yaşayan insanlara hizmet eden durumdayız; adeta sahibi gibiyiz. Dolayısıyla bu kadar sahibiyseniz masada olmak zorundasınız. Orta Doğu’da masada değilseniz menüdesinizdir derler. Bizimkiler masadaysalar, bu masada olmanın Türkmenler için ifade ettiği konforu, Gaziantep ve sınır şehirlerimiz için sağlayacağı imkânları bir anlatsınlar da görelim. Suriye’nin yönetiminde PYD üzerinden entegrasyon konuşuluyor; eski teröristler orduya, devlet kademelerine ve protokole giriyor. Türkmenler nerededir? Türkmen varlığı niçin hukukileşemiyor? Madem güçlüyüz, Türkmen varlığımız oradan niçin hukuki bir özneye dönüşemiyor? Bütün bunların cevabını hükûmet vermek zorundadır. Bu konuda Dışişlerinin çok ciddi operasyonel davranması lazımdır. Oradaki Türkmen varlığı hem Suriye’nin bütünlüğünün hem de ayağa kalkma süreçlerinin lokomotifidir. Türkmen varlığını Suriye’nin restorasyonunda lokomotif hâline getiremezseniz oradaki Türkmenler yaşayamaz hâle gelir. Hâlbuki Suriye oradaki Türkmenlerle eş güdümü sağlarsa Türkiye’nin kendilerine kanat gereceğini bilmek zorundadır. Türkmenlerle ayağa kalkmaya heves etmek zorundadır. Türkmenleri geçtik, Türkçemizi koruyamıyoruz; o yüzden gözümüz oradadır. Amerika ile İsrail’in bölgeye hançer gibi saplamaya çalıştığı PYD bölgesi dâhil orada hâkimiyet alanımız vardır. Yani teröre bulaşmamış, terörden medet ummayan Kürtler bizimdir, Türkmenler bizimdir, baktığımız Suriyeliler bizimdir. Peki, nerede Türkiye Cumhuriyeti’nin inisiyatifi? Orayı takip edeceğiz.
Sen partini temizle, biz de memlekette yapanın yanına kâr kalmıyor duygusuyla siyasete yeniden ümit bağlayalım!
Memlekette bir gelecek planlayamıyorsunuz. Rızkınız yetmiyor, aldığınız maaşla hayal kuramıyorsunuz. Yüksek bir mühendis işe girip 50-60 bin lira, 70 bin lira maaş alsa dahi bu maaşla ne kira ödeyebilir ne ev ne de araba alabilir; bu mümkün değildir. Ondan sonra bakanlarımız ‘mazotumuz Avrupa’daki en ucuz mazottur’ diye konuşmak zorunda kalır. Mazot ucuz da verdiğiniz maaş nedir? Dolayısıyla bu mekanizma bozulmuştur. Bu fon soruşturmasında sonuna kadar gidilsin; kime değiyorsa değsin, bu milletin mağduriyetine sebep olan köpek balıklarının listesi yayınlansın. Milletin parasını alıp cebine indiren; 50 bin lira yatırıp birkaç milyon, 50-100 milyon alan azgınlar topluluğunu bir görelim bakalım. Devletin, SPK’nın yapmak zorunda olduğu hâlde sensörleri kapatanlar kimlerdir? İçinde inek, süt, fabrika, makine olmayan milyar dolarlık borçlu firmaları piyasaya sokanlar, borsaya girmelerine ve hisse satmalarına izin verenler kimlerdir? Bu sensörleri kim kapatmaktadır? Buralardan kim para kazandıysa ve denetim görevini kim yapmadıysa hesabı verilmelidir. Sayın Cumhurbaşkanım, sonuna kadar git; bu paraları kim yemişse tek tek bütün listeyi açıkla, sen de kurtul millet de kurtulsun. Yani sen partini temizle, biz de memlekette yapanın yanına kâr kalmıyor duygusuyla siyasete yeniden ümit bağlayalım.
Anahtar Parti, Siyasetin Bu Kadar Tekelleştiği Bir Dönemde Teveccühle Yükselmektedir
İlk kurulduğu zaman Anahtar Parti için ‘nereden çıkardınız bunu?’ diyorlardı. Şimdi Anahtar Parti’yi biliyorlar, bilinirlik artmış durumdadır. Seçmen nezdinde oy tanınırlık oranımız yüzde 40’tır. Yani seçmenin henüz yüzde 40’ı Anahtar Parti’yi tanımaktadır. Yüzde 40 tanınırlıkta Parti yüzde 4-5 bandına gelmiştir. Bu da tanınırlık arttığında Anahtar Parti’nin zaten bir baraj sorununun olmayacağını gösterir. Seçim ortamında o tanınırlık katlanmakta ve oy oranı yükselmektedir. Anahtar Parti, siyasetin bu kadar tekelleştiği bir dönemde hatırı sayılır bir teveccühle yükselmektedir. Ben ümitliyim; önümüzdeki dönem Mecliste sürpriz parti olacağımıza inanıyorum.
Hükûmet seçimi kazanmak için dezavantajlı durumdadır!
Seçimi kazanmak için şu anda dezavantajlı durumda olan hükûmettir. Bu kadar emekliyi zorlukla karşı karşıya bıraktıkları için seçimde emeklilerin bir cezası olacağını düşünmektedirler. Siyasette darda olana seçime yakın düzeltme yapmak bir pratiktir. Emekliler pazara kapanmaya yakın gidip hafif ezilmiş ürünler almak, gıdada ikinci el ürün bakmak durumunda kalmaktadır. Verdiğiniz parayla ilk 10 günü geçirip kalan 20 günde ne yiyeceğini düşünmek zorunda bıraktığınız emeklilerin seçimde bir cezası olacaktır; bunu 5 bin lirayla toparlayamazlar. 2008 düzenlemesi olmasaydı en düşük emekli maaşı 41 bin lira olacaktı. Kök maaş dâhil bu düzenlemelerin yeniden ele alınması lazımdır. Eskiden emekliler maaşının üçte ikisini alırken şimdi üçte birini almaktadır; eskiden asgari ücretin birkaç katını alırlarken şimdi daha azını almaktadırlar. Bu durumun düzeltilmesi gerekir. Hükûmet ‘paramız mı var?’ demeyi tercih ediyor; emeklinin parasını, İşsizlik Fonu’ndaki ve deprem fonundaki parayı yemeseydiniz! Garantili yatırımı olan müteahhitlere ‘nereden verelim? ‘demiyorsunuz, milletin parasını onlara veriyorsunuz; ama emekli kendi parasını isteyince ‘nereden verelim?’ diyorsunuz. Faizciye, rantçıya, israfa ayırdığınız parayı alıp emekliye hak ettiğini vereceğiz.
Eğitim Metodunun Yeniden Planlanması Lazım
6 milyon ev genci olan bir memleketin geleceğinden bahsedilemez. Eğitim metodu, üniversiteler, meslek edindirme okulları ve endüstri meslek liselerinin tamamının yeniden planlanması lazımdır. Eskişehir ve Kocaeli gibi yerlerde sanayiciler kız çocukları dâhil gençlere meslek kazandırmak için ailelerle görüşmekte; hem okuyup hem meslek sahibi olmalarını sağlamaktadır. Eskişehir’de 480, Kocaeli’de 180 genci iş sahibi yapmışlardır. Devlet yapmayınca sanayici organizasyonu kendisi yapmaktadır. Üniversiteleri sadece işsizliği 4 sene saklamak için açmayacaksınız. İhtiyaca göre kota koyacak, üniversiteleri verimli hâle getirecek ve yetiştirdiğimiz çocuklara iş vereceğiz. Yurt dışına giden nitelikli beyin gücümüz için de projemiz mevcuttur: Avrupa’da kredilendirilerek satılan küçük işletmeleri bu nitelikli iş gücümüzle buluşturup satın almalarını sağlayacağız. Oradaki know-how’ı bünyelerine katarak cari açık üzerinde böyle bir denklem kuracağız. Çocuklarımızın illa üniversite mezunu olması şart değildir; meslek sahibi olmalarını sağlayıp bunun prestij alanını inşa edeceğiz. Türkiye’nin bütün problemi planlama kapasitesizliğinden kaynaklanmaktadır; tarımı ve eğitimi yanlış planlamaktadırlar. Kadınlarla ilgili perspektifimizi de şunun üzerine oturtuyoruz: Kadınlarımızı, bu şartlarda yaşamaktansa memleketi ayağa kaldırmanın daha kolay olduğuna inandırmalıyız. Dil, ahlak, güvenlik, ekonomi ve pazar bozulduğunda bunu ilk fark eden kadındır. Bu kadar bozulmaya katlanabilen kadınlarımızı sorumluluk almaya çağırıyorum: Katlandığınız bu sorunlara kıyasla memleketi ayağa kaldırmak daha kolaydır. Onları inisiyatif alanına çekerek hayalini kurdukları ülkeyi kendilerinin inşa etmesini sağlayacağız.”
